2025’te bir servisi beklerken öbürü gitti.
Yıl daha başlarken Azure sendeledi, Haziran’da Google Cloud kafayı yedi, Ekim’de AWS US-EAST-1 komple dağıldı, ay bitmeden Azure bir daha patladı, Kasım’da da Cloudflare “internet var ama yok” moduna geçti.
Şu isimlere bak. Altyapıyı bunlara emanet ediyoruz, sonra hangisinin ne zaman toparlanacağını bekliyoruz. Müşteriye “bizde sorun yok, sağlayıcıda” demek de bir yere kadar. Adamın işi durmuş, senin sağlayıcının adını ne yapsın?
Buluta taşıdık, bitmedi
Her kesintiyi aynı sebeple açıklamak kolay ama yanlış. DNS ayrı dert, güncelleme ayrı, bir servisin diğerine bağımlılığı ayrı. Beni asıl geren, neyin neye bağlı olduğunu sistem durunca öğrenmek. Uygulama ayakta diye iş bitmiyor; giriş yapamıyorsan ayakta olmasının sana faydası yok.
Testi sonra yaparız
Yedek sistem konuşulunca bütçe hesabı başlıyor. Geçiş testi desen “bu hafta dokunmayalım” oluyor. Tamam da dokunmaya uygun hafta ne zaman? Kesinti sırasında mı?
Monitoring de aynı hesap. Alarm üretmek kolay. O alarmı kim görecek, görünce ne yapacak? Bunun cevabı yoksa bir dashboard daha açmanın pek anlamı yok.
Bir de sistem gidince gelen “IT nerede?” sorusu var. Buradayız abi. AWS’nin config’ini biz değiştirmedik ama açıklamasını yine biz yapıyoruz. Sağlayıcının durum sayfasını yenilemekten başka bir şey yapamamak da ayrıca sinir bozucu.
Yedeği bir açıp bakalım
2026 için koca bir teknoloji alışveriş listesi çıkarmaya gerek yok. Önce eldeki yedeği açıp bakalım: veri güncel mi, geçiş çalışıyor mu, erişimler kimde? Multi-cloud da herkese otomatik çözüm değil. İkinci ortamı işletecek ekip yoksa ikinci bir dert satın almış oluyorsun.
Benim derdim şu: “Yedeğimiz var” cümlesinin arkasında yapılmış bir test olsun. Yoksa bir sonraki kesintide yine aynı konuşmayı yapacağız.